
Metropolis, sadece döneminin değil, tüm zamanların en üstün bilimkurgu yapıtlarından biridir. Endüstrileşme çağının etkisini hissettirdiği bir dönemde, Lang’ın gelecek tasarımı da bundan payını alır. İnsanlar ikiye ayrılmıştır. Yeraltında makinelerle birlikte yaşayan sınıf ve yukarıda daha konforlu bir yaşam süren yönetici sınıf. Lang, bölünmüş toplumsal yapıyı, insanı bir aşktan yola çıkarak, uzlaştırmaya çalışır.
Dönemine göre mükemmel sayılabilecek bir şehir tasarımı vardır filmde ve kendisinden sonra gelen bütün bilimkurgu filmlerini etkilemiştir.
Özellikle, filmin genel atmosferinden uzak, naif sonuyla eleştiriler almış olsa da, bu durum kesinlikle filme gölge düşürmez. Bilimkurgu sinemasının, bilimsel yönünün en büyük keşiflerinden biridir.
Klasik ve bilimkurgu sinema severlerin es geçmemesi gereken bir eser. Filim için başlığa tıklayın.

İnsanlık,gerçeklere alerjik reaksiyonlar gösteren,
Hassas tenli bir çocukluk.
Kafatası külliyesinde, türbe doğruları ile yetinen,
Şifahanelerde yalanlara bağışık deneyimler yetiştiren,
Var oluşu, miskinler tekkesine sürgün eden ,
Ahlakı, kervansaray tüccarlarına kuyruklu ahlaklar karşılığında satan
Şaraplı keyif düşkünü kralcı bir soytarı.
Senyor Rapunzel

20. yüzyılın ilk yarısında İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan‘da geçen film, bağımsızlık mücadelesi için İngiliz yönetimine karşı “Pasif Direniş”i örgütleyen Mahatma Gandhi’nin hayatından bir kesit anlatıyor.
En iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul edilen Gandhi, 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley’nin ise “En İyi Erkek Oyuncu” dalında heykelciğe uzanmasıysa pek zor olmadı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt.
FİLM için başlığa tıklayın.

Tolstoy’un Günlükler’inden yola çıkılarak hazırlanan bu film, yazarın ömrünün son yıllarından önemli kesitler içermektedir.
Bu filmde, Tolstoy’un inanılmaz gözlem gücü ve hassas duygularını toplumsal eşitsizliğe, üst sınıfların kalpsizliğine, suçluluk duygularına ve Çarlık Rusyası’nın acımasız bürokrasisine yönelttiği eleştirel yaklaşımı yer almaktadır.
Tolstoy’un, son dönemini ele alan yapım, kendi yaşamından başlayarak, mülkiyet, toplum, din, ahlak ve edebiyat alanına kadar uzanan tarihsel felsefi hesaplaşmasını anlatmaktadır.
Tolstoy severler için, Tolstoy’un özel hayatını duru ve sade bir dil ile anlatan biyografik bir film.
Dikkat! Film iki bölümlüdür: Uykusuzluk ve Ayrılış
Filmi izlemek için başlığa tıklayın.

Yoksunluk sendromların neticesinde, epileptik nöbet olarak adlandırılan beyinsel ardından bedensel krizler ve salyalı kas kasılmaları saçılır her bir yana.
Eroin, para, aşk, din ve inanç bağımlılıkları ile terbiye edilmiş fanatik zihinler, afyonlu keyiflerden yoksun bırakıldıklarında, yerine saldırgan ve yıkım yemini etmiş kudurmuş iki ayaklı nöbetler ve sinir harpleri hakim olur tüm dünyada.
İdeolojik bir değişim için, daima fizyolojik bir değişim gerek.
Senyor Rapunzel

İnkar, barış yoksunu ruhsal bir bağışıklık savaşıdır.
Ölüm kuyularına defnedilen diri öfkelerin çığlıklarıdır.
Duyguları darmadağın eden bir kral katilidir.
Hastalığı tedavi etmeyen, sadece inançların sadakat ve tutku belirtileri ortadan kaldıran haşhaşlı bir şaraptır.
Oysa lekesiz ve aziz bir yaşamda esas olan, belirtileri ortadan kaldırmak değil, hastalığı tedavi etmektir. Reddedilen perişanlıkları katledip, kanları ile beslemektir korkuları.
Tanrılar, yaratılış eserlerini asla inkar etmez.
Ya cehennem kâbuslarında sindirir asileri ya da cennet şaraplarında boğar aksi’leri.
Senyor Rapunzel

Goethe’nin ünlü eserini Alman dışavurumculuğunun etkileyici görselliği ile usta Murnau sinemanın ilk başyapıtlarından biri olarak bizlere sunuyor. Mephisto rolünde ise ünlü Alman oyuncu Emil Jannings’in muhteşem performansıyla yer alıyor. Klasik sinemanın eşsiz bir örneği olan Faust, sinema öğrencilerinin ve sevenlerinin belleğinde bulunması gereken etkileyici bir film.
Sessiz sinema ve Goethe severler için ideal bir eser.
Film için başlığa tıklayın.

Kılıç ile bedenler üzerinde adalet arar intikamlar,
Kalemle kağıt üstünde günah çıkartır yürekler.
Yağmur sonrası betonlu su birikintilerinde keşfeder kendini yalnızlıklar.
Ve umutsuzlar dergahına sürgün edilir perişan ayaklar.
Kallavi bir bira köpüğünde susturur pişmanlıklarını dudaklar.
Keskin tütün dumanında dinlenir öfkeli parmaklar
Ardında körpe bir kızın rahminde gömülüp unutulur tüm yeminler.
Sabah ise,
Dönülür tekrar geri,
Belirsiz insanlık yazgısına…
Senyor Rapunzel

Film, 1919’da Prag’da geçiyor. Genç bir yazar, yeni romanları üzerinde çalışırken yakın arkadaşlarından biri kaybolur ve onu aramaya başlar. Ünlü yazar Kafka’nın Şato, Değişim ve Dava adlı üç eserinden yararlanılan film, Kafka’nın dünyasını başarıyla yansıtan ilgi çekici bir uyarlama.
Film için başlığa tıklayın.

Zia, kız arkadaşı Desiree’den ayrılınca yaşadığı acıya dayanamaz ve intihar eder. Acısını sonlandırmanın yolunu ölümde bulacağını sanırken hiç beklemediği bir şekilde büyük bir yanılgıya düştüğünü anlar. Gözünü, sadece intihar edenlerin var olduğu bir dünyada açar.
Ölüm sonrası bir dünyadır burası; tuhaftır, gerçek yaşam kadar acımasızdır; hatta belki de daha fazla… Acılarsa yok olmamıştır. Ama yine de Zia için bir umut vardır. Çünkü ilginç bir şekilde Desiree’nin de intihar ettiğini öğrenmiştir. Tanıştığı bir rock şarkıcısı ve ısrarla bir yanlışlık sonucu orda olduğunu savunan bir otostopçu ile Desiree’nin peşine düşer. Barlarında sadece intihar etmiş elemanları olan Nirvana ve Joy Division gibi grupların şarkılarının çalındığı bu garip dünyanın kasvetli atmosferinde, tuhaf bir yolculuğa çıkarlar.
2006 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nün sahibi olan bu son derece ilginç film, kara mizah anlayışı ve ilginç karakterleri ile yılın önemli bağımsızlarından.
Film için başlığa tıklayın.
John Cage: 4:33
Sessizliğin sesi ve müzik…
1952 yılında değil Cage’in, bütün müzik tarihinin en ilginç konseri olur: 4’ 33”. Konserde eser boyunca icracılar sessizce otururlar. Sadece bölüm sonlarında bölümün bittiğine dair hareketler yaparlar. Müzik, salonun içinden ve dışından çıkan seslerden oluşmuştur. Cage’in en sevdiği ve en önemli çalışması olarak bahsettiği bu eserin Cage’e göre birinci bölümü dışarıdan gelen rüzgar sesinden, ikinci bölümü çatıya vuran yağmur damlalarından, üçüncü bölüm ise dinleyicilerin salonu boşaltırken çıkardıkları ilginç seslerden oluşur.
Sessizlik diye birşey gerçekten var mıdır? Bizim en sessiz zannettiğimiz zamanlarda bile yaklaşık 30 db ses vardır aslında. John Cage’in deyimiyle “Hiçbir sesin çıkmadığı yerde kalbinizin sesi” duyulur. “4’ 33””de de Cage, dinleyicilere etraftan gelen seslerin o salonda hep dinledikleri müzikten daha ilginç olabileceğini göstermeye çalışır.

Ruhsal siyaset, her daim baskın, çoğunlukla şans ile taht sahibi olmuş kralcı ve sığ arzuların derin menfaati olmuştur. Evrensel insani anlayışı yüzeysel olan dolaylı bir hayvanın sunduğu bir yaşam biçiminde, şeytanlar dahi bunalıma girer.
Senyor Rapunzel

Arzuların geveze çığlıklarında,
Gebe bırakılmış çenesi düşük kelimeler
Sessiz kalıyor gerçek hisler.
Kuşak kuşak,ardı ardına,
Düşük yapıyor duygular erkekten kadına.
Ve ölü doğuyor insanlık tanrıların aşkına.
Aranmaz hakikatler
Doğrucu yanlışların iktidarında,
Ve zehirli doğruların kalabalık ahlakında.
Sessizlikte mühürlüdür gerçekler,
Sadece suskun fiziksel ve fikirsel acılarda gizlidir
Aranan asıl mutluluklar.
Sessizlik dinlenilmeli,
Oradadır var oluşunuzun gerçek sesi…
Senyor Rapunzel

Yalnızlık çoğu vakit samimi ve tutarlı sağ duyunun bir sebebidir. Aşk ve türevleri ise evcilleşmemiş ve bitimsiz isteklerin tutarsız sonucudur.
Oysa hatıralar, ihtiyarlık sopası ile terbiye edilen, çoğu vakit konusu yalnızlık biçimi aşk olan fırtınalı bir gençliktir…
Senyor Rapunzel

Yaşlılık uykusuzluğu, haydut gençliğin yabani hatıraları hatırlatma sorgulatma ve yüzleştirme sürgünlüğüdür…
Senyor Rapunzel